Molla Câmî (817-898/1414-1492), 15. asır İslam medeniyetinin yetiştirdiği mütebahhir âlimlerden ve klasik devrin "câmi-i ulûm" sıfatını haiz son büyük simalarından biridir. Horasan’ın ilim ikliminde neşet eden müellif; Herat ve Semerkant gibi dönemin en seçkin merkezlerinde Bursalı Kadızâde-i Rûmî ve Ali Kuşçu gibi üstadlardan riyâziyyât ve astronomi tahsil etmiş, aklî ve naklî ilimlerdeki ihatalı vukufiyetiyle döneminin yegâne mercîi haline gelmiştir. Bu muazzam ilmî müktesebatını Nakşibendiyye meşâyihinden Sa‘deddîn-i Kâşgarî ve Hâce Ubeydullah Ahrâr’a intisabıyla tasavvufî bir kemalata eriştiren Câmî, ilim ile irfanı şahsında mezceden müstesna bir "zül-cenâheyn" portresi çizmiştir.
Fars edebiyatı ve düşünce tarihinin "hâtemü’ş-şu’arâ"sı kabul edilen müellif, Muhyiddin İbnü’l-Arabî mektebinin vücûd tasavvurunu Nakşibendî geleneğiyle telif ederek İslam dünyasının doğusu ile batısı arasında fikrî bir köprü kurmuştur. Timurlu sarayının yanı sıra Osmanlı Sultanları Fâtih Sultan Mehmed ve II. Bayezid nezdinde de cihanşümul bir itibara mazhar olan Câmî; dil bilgisinden kelâma, mûsiki nazariyatından tefsire uzanan geniş bir sahada kırkı aşkın eser telif etmiştir. Asırlarca Osmanlı medreselerinde temel ders kitabı olarak okutulan el-Fevâʾidü’ż-Żiyâʾiyye (Molla Câmî) başta olmak üzere; Nefeḥâtü’l-üns, Heft Evreng ve ed-Dürretü’l-fâḫire gibi temel telifatı, İslam tefekkür ve ilim havzasının Hindistan’dan Balkanlar’ara kadar uzanan geniş sathında hâlâ temel müracaat kaynağı olma vasfını korumaktadır.
